e-turkiye

January 20, 2010

MÜ-YAP yakında yatak odanızda…

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 14:03

Milliyet gazetesi masumane bir haber yapmış ve bundan sonra internetten korsan müzik indirenin hattı kapatılacakmış. Haberin içinde bunu biz uydurmadık Sarkozy icat etti aslında, aman da ne güzel olmuş bunun yapıldığı Fransa’da albüm satışları patlamış sanatçılar zengin olmuy göklere çıkmış gibi “haberi yukarı çekici” unsurlar var. Milliyet ve ona bu demeci veren MÜ-YAP muhtemelen çok memnundur haberin çıkış şeklinden…

Ama atladıkları bir nokta var bu gazetenin ve haberi okuyup “bu ne lan” demesi gereken onlarca insanın:

Müzik yapımcılarının meslek birliği olan MÜ-YAP, yaptığı yazılım yatırımıyla korsan müzik indiren kullanıcıları görebiliyor. Kullanıcıların IP adreslerini gören MÜ-YAP herhangi bir yasal düzenleme olmadığı için korsan müzik indirmeye müdahale edemiyor. Ancak MÜ-YAP müdahale edememesine rağmen geçen yıl test amaçlı olarak 100 kişiye uyarı mektubu gönderdi. MÜ-YAP Başkanı Bülent Forta, “Şu an bizim koruduğumuz içerikleri indirenlerin çok büyük bölümünü görüyoruz. Türkiye’de ADSL kullanım gerekçesinin yüzde 70-80’ini yasadışı müzik, film ve oyun indirenler oluşturuyor. Kalan yüzde 20’lik kısmı ise şirketler kullanıyor” diyor. Forta’nın verdiği bilgiye göre Türkiye’de yaklaşık 6 milyon ADSL abonesi olduğu dikkate alındığında 4.5 milyon abonenin yasadışı müzik, film ve oyun indirdiği anlaşılıyor.

Aferin Milliyet. Bir de adamların yaptığı milyonlarca dolarlık yazılım yatırımını övmüşsün. Peki düşündün mü bu adamlar aslında ne yapıyorlar? Adamlar bizi dinliyorlar. Ne yaptığımızı görüyorlar. Servis sağlayıcılar, devletin kurumları da buna alet oluyor.

Ne yaptıklarını türkçeleştirelim isterseniz: Bu adamlar sizin girdiğiniz internet sitelerini, arkadaşlarınızla sevgililerinizle yazışmalarınızı, baktığınız resimleri, politik fikirlerinizi, banka hesap numaralarınızı, şifrelerinizi… Kısacası her şeyinizi görüyorlar. Aralarından eğer korsan müzik indirdiğinizi belirleyecek olurlarsa buna müdahale ediyorlar. Ama korsan müziğe gelinceye kadar tüm datalarınızı görüyorlar.

Başta gazete ve gazeteciler olmak üzere örneğin devletin resmi kurumları buna sesini çıkarmıyorsa bunun için hepimizin suç duyurusu yapmamız gerekiyor.

Benim bir prezervatif fabrikam olsa, oradan birkaç koli özel prezervatif çalınsa, benim bunu bulmak için herkesin yatak odasına girip sevişirken ne taktıklarını görme hakkım var mıdır?

Cevabınız evetse sizi hemen MÜ-YAP’a müdür ve denetçi yapalım.

Cevabınız hayırsa siz de birilerine çüş demesi gereken insanlar listesine giriyorsunuz.

January 12, 2010

Gençlerimiz kurtuldu!

Filed under: Koyunlar Ülkesi — Tags: — admin @ 17:46

Gençlerimiz uzun zamandır büyük bir tehlike altındaydı. Çünkü Metin2 diye bir oyunvardı. Bu ücretsiz oyun gençlerimizin geleceğini tehlike altına alıyor, onların hayatlarını karartıyordu.

Erzurum’da 14 yaşında Musa adında bir gencimiz bu oyunun tuzağına düştü ve öldürüldü. Öldürülmesinin yegane sebebi bu oyun olduğu apaçık ortadaydı. Bu duruma devletimizin sessiz kalması elbette ki düşünülemezdi. Devletimiz de sessiz kalmadı zaten. Hemen harekete geçti.

Gaziantep Valiliği 24 Aralık 2009′da aldığı kararla ‘Metin 2′nin internet kafelerde oynatılmasını yasakladı. Valilik 1 Ocak’tan itibaren yasağa uymayanlara Kabahatler Kanunu uyarınca 143 TL para cezası verileceğini duyurdu. Yalova Emniyet Müdürlüğü de ‘Metin 2′ ve benzeri oyunların kafelerde oynatılmasına yasak getirdi. Müdürlükçe yapılan açıklamada, oyunun delici ve ezici silahlarla yapılan savaş görüntülerinin yanı sıra şiddet içerikli öğeler barındırdığının tespit edildiği belirtilerek, valiliğin oluruyla yasaklandığı bildirildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “Metin 2, 18 yaşından küçüklerin gelişimini olumsuz etkiler. Bu oyunun il sınırları içerisinde internet toplu kullanım sağlayıcı işyerlerinde oynatılması veya bilgisayarlarda yüklü olmasının yasaklanmasına karar verilmiştir. Bu işyerlerinde müşterilerin rahatlıkla görebileceği yerlere ‘Şiddet, pornografi, kumar ve uyuşturucu kullanımını içeren oyunların oynanması ve oynatılması yasaktır.’ yazısı asılmasına hükmedilmiştir. Belirtilen tedbir ve yasaklara uymayan kişi veya sorumlular hakkında fiilleri ayrı bir suç teşkil etmiyorsa İl İdaresi Kanunu, Kabahatler Kanunu ve İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkındaki Yönetmelik’in ilgili maddeleri gereğince idari para cezası uygulanacaktır.”

Anneler babalar metin olun. Zira devletimiz bu gibi aksaklıklar çıktıkça bunların üstesinden gelecek, bunları yasaklayacaktır. Çocuklarımız sahipsiz kalmayacaktır. Bu ülkenin İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkındaki Yönetmelikleri olduğu sürece daha çok çocuğumuz kurtulur.

December 20, 2009

Streisand etkisi: Türkiye’nin ihtiyacı olmayan şey

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 12:54

Hani insanlar ünlü olmak için ortaya düşerler, kendilerini maymun ederler, oraya buraya saldırırlar. Ama ünlü olduktan sonra adlarının daha fazla çıkmaması için ekstra maymunluklar yapmaları gerekir. İşte tam anlamıyla bunu anlatan, şirket yönetimlerini de ilgilendiren bir yazı bu…

Streisand etkisi 2003 yılında ortaya çıkmış bir kavram. Barbra Streisand, evinde otururken bir de ne görsün? Fotoğrafçının biri evini çekip duruyor. Hemen ortalığı ayağa kaldırıyor ve siz ne hakla benim evimin resimlerini çekersiniz, benim namahrem evimin güzelliklerini nasıl halka açarsınız gibi sapkınlyık yoluna gidiyor. Ama orada da durmuyor, fotoğrafçıya ibret-i alem olsun babında 50 milyon dolarlık, o zamana kadar hiçbir paparazziye açılmamış büyüklükte bir dava açıyor. Eee Barbra bu, gaylerin kraliçesi öyle orta halli bir aksiyonla kalmayacağı belli.

Fakat olay beklenmedik bir biçimde değişiyor: Meğer fotoğraf çeken kişi paparazzi değil, çevre fotoğrafçısıymış. Kıyı boyunca 12 bin farklı fotoğraf çekmiş. O evi de öyle hasbelkader bulmuş. Mahkeme bu yüzden adamı doğal olarak suçsuz buluyor. Ama bununla kalıyor mu? Hayır. Tüm insanlar bu Barbra Streisand’in evi de ne enteresanmış, niye bu kadar saklanıyormuş acaba diyerek internette en fazla paylaşılan resim haline getiriyorlar. Böylece Barbra saklanmak isterken evini dünyanın en tanınan mekanlarından biri haline getiriyor, kendi adına bir kavram yaratıyor bir de üstüne maymun olduğuyla kalıyor.

Bu tip şeyler dünyanın farklı ülkelerinde farklı şekillerde yaşanıyor. Peki biz ya da kurumsal bir şirket olarak başımıza böyle bir olay geldiğinde ne yapmalıyız? Ali Saydam, eğer birisi sizi gay olmakla itham ediyorsa bunu “ben gay değilim” şeklinde gazete ilanlarıyla halka duyurmayın derdi. Haklı öyle ya da böyle gay algısının üstünüze yapışma ihtimali var.

Öncelikle mevcut durumun bir değerlendirmesini yapmak gerekiyor: Bir bakın bakalım acaba size karşı gelen algı gerçekten öyle büyük düzeylerde mi yoksa iki üç kişinin bildiği fazla yukarılara çıkmayacak bir şey mi? Çünkü gerçekten küçük şeyler için Streisand gibi bir bardak suda fırtına çıkarmak, sonrasında anlamsızca olayı büyütek istemezsiniz.

Olayın üstüne giderken orantısız güç kullanmayın. Unutmayın ki büyükler küçüklerle yaptıkları savaştan asla galip çıkamaz. Büyük çok feci döverse ayıp değil mi utanmadan küçücük rakibi dövüyorsun denir, küçük rakip yanlışlıkla size bir fiske atacak olsa kahraman ilan ediyir. Özellikle de bizimki gibi Akdeniz ruhu taşıyan ülkelerde kimse kuvvetli rakibi tutmaz. Bu yüzden eğer büyük bir yapıysanız büyüklüğünüzü başkalarının gözüne sokmamaya çalışın.

Gelelim verilecek mesajlara: Eğer yapılan işte parmağınız yoksa bunun kesinlikle ve öncelikli olarak duyurun. Eğer karşınızdaki size karşı kötü bir şey yaptıysa iletişimi karşıdakini ezme üstüne değil onun size verdiği zararı anlatma üstüne kurun. Streisand etkisine kapılmamak için olaya konu olan şeyi asla ön plana çıkarmayın hatta mümkünse unutturun. Bunun kolay olduğunu söylemedim söylemeyeceğim. Bunun için bu işi pazarlamacıya değil iletişimciye yaptırın.

Bu bakış açısıyla Türkiye’de ne değişir diye bakalım: Karşımıza Youtube çıkıyor. Aman yasaklayalım dediğimiz Youtube Türkiye’de en çok izlenen siteler arasında beşinci sırada (Kaynak Alexa). Yani yasaklamamız hiç bir işe yaramamış. Üstelik başbakanımız ben de izliyorum ne var siz de bir yolunu bulun demiş. Yani bizim ülkemiz de Streisand etkisinden nasibini almış.

November 30, 2009

Araba motoru yapamamış ülkenin arama motoru

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 15:55

Geçtiğimiz günlerde ülkemizin resmi kurumlarından bir açıklama geldi ve ülkemiz için internette kendine özel bir arama motoru yapmanın şart olduğu dile getirildi. Bunun kendi içinde mantıklı sebepleri vardı elbette. Kesinlikle bu ülkenin dış kaynaklara bağımlı olmaması gerekiyordu. Yani Allah korusun ABD ile bir savaşa girsek Google bize arama yaptırmazdı ve halimiz ne olurdu… Üstelik Google isimli güzide şirketle, ki kendisi arama motorunun kralı olur, site kapatma konusunda bu kadar cepreşirken ya günün birinde bu şirket tamam o zaman arama da yapmayın benimle derse… Bütün bunlar devletimizin ari menfaatlerini zedelemez mi? Milliyet’in internet sitesine girmek için Google’a milliyet yazıp gelen sonuca tıklayan ülke insanımız ne yapar sonra?

Bunlar söylenince aklıma Devrim Arabaları filmi geldi. Hikayeyi biliyorsunuz ben öncesinden de biliyorum. Hatta tüm aile bu filmi seyrederken filmin sonuna doğru bizimkilerin araba üretmesini keyif içinde seyreden annem daha film bitmeden “e ne oldu peki bu arabaya” diye sorup filmin sonunu görünce göz yaşlarına boğulması da işe bambaşka bir renk getiriyor.

Evet biz araba motoru bile yapamamış bir toplumun genlerini taşıyoruz. Evet o zaman araba motoru yapmak neyse şu anda da arama motoru yapmak o. ama o zamanki araba için olumsuz şartlar neyse bugün de aynı şartlara sahibiz. Bugün gerçekten arama motoru yapmanın faydalarını ülkece kabullenmemiz gerekiyor. O zaman araba motoruna karşı çıkan basın ve kamuoyu ne için kötü konuşuyorsa bugün yine aynı şartlar mevcut. O zamanlar araba motoru yapacak mühendisler bir anda bir araya gelip nasıl işi kotardıysa bugün bunu iki ayda yapabilecek bilgi birikimi ve insani alt yapıya sahibiz. Bunu bir şirkete arama motoru yaptırmış biri olarak söylüyorum.

Bundan yaklaşık 10 yıl önce gazeteciyken devlet kademelerinden birileriyle arama motoru açmaları üstüne bir konuşma yapmıştık. O zaman da bu konu sıcaktı aynı bugünkü gibi. O zaman da üstü kapalı çalışmalar yürütülüyordu ki muhtemelen bugün tamamlanmıştır o insanlar hala yaşıyorsa…

Bugün elimizde mini arama motorları yapmış, internete neresinden gireceğini bilememiş, internette en çok seks ile ilgili terimler arayan, bilgi otobanına girmek için uçaklar, trenler, vapurlar, otobüsler ve hatta bisikletler kaçırmış bir kullanıcı kitlemiz var. Önce ülkemizi fiber ağlarla örsek dört baştan, rekabetin yolunu açsak, internet bağlantı fiyatlarını dünyayla aynı seviyeye getirip biraz da sübvanse etsek, barındırma için ABD’ye verdiğimiz paraları Türkiye’ye çekecek hosting firmaları yaratsak, içeriğin yaratılabileceği imkanlar sağlasak… Sonra da sıra arama motorlarına gelse.

October 29, 2009

İnternet devler liginde Türkler

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 20:11

9 İnternet bir devler ligiydi. Türkiye’ye ilk geldiğinde o kadar sevinmiştik ki ilk defa bir konuyu gavurlar yapıp bitirmeden yakalayacağız diye… Onlarla neredeyse aynı anda başlayacaktık. Üstelik insanlık tarihinin en önemli icadıydı internet… O zamanlardaki çıkarımımız şuydu: Biz interneti dünyayla birlike geliştireceğiz, duvarları yıkacağız. Hem ülke gelişmişlik yoluna adımlar atacak hem de ekonomimiz bu işten giderek daha fazla büyüyen miktarda beslenecek. Bir de üstüne eğitim, bir de üstüne bacasız sanayi yüzünden yöresel kalkınma… Deymeyin keyfine. Ama sonuçta ne oldu hep beraber bakalım: Dünyayla aynı anda başladık ama biz Türkiye’den başladık. Başlarda hızımız olmadı, geniş bandımız olmadı. Sonra sahip çıkanımız olmadı. Sonra  rekabetimiz olmadı, en sonunda alternatifimiz olmadı. Ha buna karşılık internet Mahir’imiz oldu. Kural koyucularımız oldu. Bilmeden sahip çıkanlarımız, batak para yatıranlarımız, buişten batanlarımız, milyar dolar edecek şirketleri paketleyip yabancı sermayeye kaskallayanlarımız oldu. Ama ne dersek diyelim başta hayal ettiklerimiz olmadı. Şimdi çevresel faktörlere de çok abanmamak lazım. Sanki bunlar olsaydı şimdinin gençleri ve sözde girişimcileri alıp yürüyecek miydi? Mesela sosyal medyada neyin bilgisini paylaştılar? Milyonlarca kişinin olduğu ortam için hangiiş modelini yarattılar? “Rakip ya da piyasanın itici gücü bunu yapıyor biz de yapalım”ın dışında ne oldu hayatlarımızda? Sonuçta biz artık devler liginin ön eleme takımlarından biri bile değiliz. Arkamızdan gelen, bizden onlarca sene geriden bu işe başlayan Doğu Cumhuriyetleri bile alıp yürümüşken biz okumuş birkaç çocuğun çok para kazandığı, halkının porno aradığı, hükümetinin arama motoru kapattığı bir ülkede debelenip duruyoruz. Devler ligini kaçırdık. Yerel ligde sahadakilerin kafasına pet şişe atarak idare ediyoruz.

October 4, 2009

Sansürcüler bu kez yanlış adama çattılar

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 01:38

che-guevara-renkliDevrimleri bilirsiniz: Genelde şehirdeki okumuş insanların kafasında başlar, kademe kademe halka yayılır. Genellikle şehir temelli olmuştur bütün devrimler. Ama öyle bir devrim var ki… Fikren ve bedenen köyün içinden çıktı. FarmVille’den

Aynı Kurtuluş Savaşı gibiydi. İnsanlar sabah kalktıklarında Facebook içinde oynadıkları FarmVille isimli oyunun çalışmadığının farkına vardılar. Oysa herkes geceden mahsülünü vermiş sabah toplamak için işine koyulmuştu. İlk görenler hemen günlük hediye gönderdikleri dostlarına kötü haberi ulaştırdılar: FarmVille mahkemeler tarafından yasaklanmıştı.

Sabah geceden arkadaşına ısmarladığı domuzcuğu ve sübyanlarına yedirmek için özenlice dizdiği çitlerin önüne ekeceği muz ağaçlarını bulmak yerine FarmVille kapanmış haberini bulan zavallı erkek ve kadınlar beklemeden hemen harekete geçtiler.

Tamam daha önce Evrim Teorisi’ni savunan siteler kapanmıştı, Ekşi Sözlük gibi kimi alanlarda oldukça büyük işler yapan siteler kapanmıştı, müzik dünyasının temel aldığı Last.FM kapanmıştı. Ama hayır… FarmVille olamazdı. Farmville’de günlük düzenli olarak bakılacak ağaçlar, tüylerini yolacak kazlar ve değiş tokuş yapacak hediyeler vardı. FarmVille’ler kapanamazdı.

Cumartesi sabahtan geceye kadar gelen tepkilere bakılacak olunursa internet sansürü için ilk kez protesto kitleleri hayata geçirilecek. BU ekipler valiliklerden izin alacak ve yürüyüşler yapacak. Eğer yürüyüşler yapılamazsa korsan aktiviteler hayata geçirilecek. Hatta önümüzdeki hafta Türkiye’ye gelecek olan globalleşme ve IMF karşı kişilerle ortak eylem planlanacak. ABD başkanı, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’dan destek istenecek. Erdoğan’ın “ben giriyom ama” demesi engellenecek.

FarmVille açılımıyla ülke daha müreffeh ve demokratik yarınlara kavuşacak. Sansürcüler ilk ve en büyük hatalarını yaparak FarmVille’i kapattılar. Uyuyan devi uyandırdılar.

FarmVille’e girmemiz engellenemeeez

September 21, 2009

Şeytanın avukatı para almaz

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 16:03

Hepimiz şeytanız, hepimiz avukatız… Yazının ana fikri bu aslında. Nedenlerini anlamakiçin hemen içine bakalım.

Ülkemizde bir kurum var ve bu melek yapılanma ülkemizde satançının telif haklarını savunuyor. Ülkemizdeki telif haklarını savunmakla kalmıyor yurt dışında sanat yapan yoksulun yetimin de haklarını koruyor.

Neden bunu yapıyor? Ne olmuş? Çünkü internet denen kötülük yuvası icat olduğundan bu yana müzik piyasası kendini çok ciddi bir çöküşün içinde bulmuş. Örneğin içinde sadece iki iyi şarkı bulunan 14 şarkılık CD’leri almıyor insanlar. Çünkü neyin ne olduğunun farkına varmışlar. İştebu şeytan icadı internetin getirdiği kötülüklerden biri bu.

Tabii ki bir de şarkı indirtme olayı var. Bu kurumlar, mesela Müyap, yıllar boyunca kıçlarını kaldırıp yasal ve meşru bir şarkı satış mekanizması kuramadığı için en indirmeyeceğini düşünüdğümüz kişiler bile bu sektörün içinde buldu kendini. Yolda korsan CD satışını bulduğu korsan CD’lerin üzerinden gösteri mahiyetinde buldozerle geçmek sanan büyükbaşların ucuza şarkı satıp sürümden kazanmasını düşünmez, düşünemezlerdi. Eh insanlarda olayın kolay kısmından yürüyerek reklamdan ayda 50 dolar kazanmak için milyonlarca dolarlık korsan müzik piyasası yarattılar (Müyap’ın ayda 100 dolar vererek korsanı engelleyebileceği üstelik şarkılarını tanıtabileceği 100 tane site ismi sayabilirim sizlere)

Bugün ne yapıyorlar? İçinden müzik geçen foruları kapatıyorlar. İçinden müzik geçen yabancı yasal ve meşru portalları kapatıyorlar. iPhone gibi tüm dünyayı müzik manyağı yapmış bir yapı, milyonlarca dolarlık yazılım satabiliyor ama Türkiye’de müzik satamıyor. Neden? Çünkü Müyap bunu reddediyor.

Meleklerin etrafındaki avukatlar canavar gibi. Çok para alıyorlar. Ulan ne oluyor diyen, şeytanın avukatlığını yapan bizlerin ise şu anda maaş alacak durumu yok. Bu konuya ilgilenmesi gereken sivil toplum örgütleri Türkiye’de zaten yok. Çünkü bilindiği gibi ülkemizde sivil toplum örgütleri sivil toplumun değil dernek yönetimindekilerin temsil ettiği kurumların maaşları için çalışıyor.

Dünyanın her yerinde şeytanın avukatlığı iyi para yaparken burada melekler daha çok para ediyor. Ne acayip bir ülkeyiz…

August 18, 2009

Dorian Gray’in portresi kurumlarımız

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 20:12

Edebiyat tarihindeki baş yapıtlardan biri “Dorian Gray’in Portresi”dir. Oscar Wilde tarafından 1890 yılında yazılmıştır. Gerek konusu gerekse yazımıyla hem yazarın hem de döneminin en ilginç eserlerinden biridir.

Hikayesinin kahramanı Dorian Gray oldukça yakışıklı bir aristokrattır. Güzelliğini sonsuza kadar saklamak için bir yol bulur: Hikayeye adını veren portre devreye girer. BUna göre Dorian Gray asla yaşlanmayacaktır. Başına asla kötü bir şey gelmeyecektir. Hatta yaptığı kötülüklerin günahları da ona asla yazmayacaktır. Tüm kötülük ve çirkinlikler Dorian Gray’in portresine yansıyacaktır. Bir kötülük mü yaptı, resim çirkinleşecektir. Aradan yıllar mı geçti, resim yaşlanacaktır.

Hikayenin değişik uyarlamalarında farklı sonlar yer alsa da orijinali portrenin bıçaklanmasıyla biter. Portre bıçaklanınca Dorian Gray, yaptığı tüm kötülükler, yaşlanmadığı yıllar ve günahlarına bir anda kavuşur ve çirkin biri olarak kalbinden bıçaklanmış bir şekilde biter. Bilindiği gibi hangi zaman diliminde yazılmış olursa olsun kötüler daima kötü ölürler.

Peki bu hikayeleri neden anlattım? Ülkemizdeki kurumlara bakalım: Bu kurumları yönlendiren, ona görevler veren büyüklerimiz var. Büyüklerimiz duruş itibarıyla asla itibarlarından kaybetmemeli. Büyüklerimiz yaşlanmamalı, büyüklerimiz günahlarının vebalini çekmemeli. Ama ortada geçen yıllar ve bir vebal varsa bunu çekecek de kişiler olmalı. İşte bu noktada kurumlar, Dorian Gray’in portreleri giriyor devreye…

Kurumlar devletin ilgili kişilerinden aldıkları yetkilerle kapatıyorlar, yasaklıyorlar. Bizim bilemediğimiz bir planın bizim hissedemediğimiz bir bölümünde asla ısınamayacağımız şeylere sarılıyorlar. Bu yüzden kimi sitelere girdiğimizde şu kurumun kararı şu kurumun önerisiyle kapanıyor internet siteleri.

Ama biz asla Dorian Gray’i o ilahi güzellikteki insanları suçlamayacağız. Ta ki günün birinde bu portreyle portrenin sahibi yüzleşinceye kadar. Ta ki günün birinde bu portre kalbinden bıçaklanıncaya kadar.

Edebiyatın hiçbir alanında kötülük cezasız kalmaz.

Porno hakkımı istiyorum

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 19:23

Öncelikle şunu söyeyelim: Ülkemizde porno bu yılların, bu asrın ve hatta bu bin yılın olgusu değil. Binlerce yıldır bu topraklarda farklı medeniyetler ve imparatorluklarda vardı porno. Ben 70′li yıllardan seksenlerin sonuna kadar sinelalardan hatırlıyorum pornoyu. Sonra gizlice el altından satılan dergilerden, sonra poşet içinde satılan dergilerden, sonra yeni açılan televizyon kanallarından ve en sonunda da internetten.

Porno bir kişi veya kesimin istismarı olarak kullanılmadığı sürece yasak mıdır? Bildiğim kadarıyla kanunlarda belli bir yaş ve davranış kodunun ötdesine geçilmediği sürece porno “bakmış” bir kişinin hapse girmesi söz konusu değil. Ya da yinre belli kurallar çerçevesinde porno resmi olarak yasak değil. Sonuçta bu alanda dergiler ve hatta televizyon kanalları devletin izniyle açıklar.

Gelgelelim şu andaki mevcut durum bunun tam tersini gösteriyor: Kullanıcılara bir şeyden rahatsızlık duyma hakkı tanındı. Bu hak çereçevesinde kullanıcılarımız müthiş şekilde internet ortamına girerek sitelerin iç inde dolaşıyor ve kendi ahlak kurallarına göre siteleri teker teker porno sıfatını yapıştırıp tarumar ediyor.

Bu noktada birkaç “çakallık” gözümüze çarpıyor: Devlet yasal olarak yasaklayamadığı pornoyu yasaklamanın resmi bir yolnu bulmuş. İkinci çakallık ise devlet bunu kendi yapmıyor, halkına, “rahatsız” bireylerine yaptırıyor. Rahatsız bireyler ay bu ne biçim site diyor, site kapanıyor. Rahatsız bireyler hiç maymundan gelinebilir mi diyor site kapanıyor. Rahatsız bireylerin söylediğini hemen yerine getiren devletim hemen siteye şunu yazıyor: “XXX Mahkemesi‘nin, XXX tarih ve nolu KORUMA TEDBİRİ kapsamında bu internet sitesi (xxx.com) hakkında verdiği karar Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı‘nca uygulanmaktadır.”

Bu bir yasak değil. Bu bir tedbir. Ne olur ne olmaz diye kapatıyorlar siteyi. Ya bize bir şey olursa diye. Zaten o yüzden oraya büyük harflerle KORUMA TEDBİRİ yazıyorlar. Bizi pornodan koruyorlar. Başımıza gelmesi kötülüklerden… Onların kötülük olarak adlandırdığı, maazallah içine girince bir daha çıkamayacaklarına emin oldukları şeyden. Onların kendilerine güvensizliği benim hakkımın gaspına, pardon koruma tedbirine gidiyor.

Bu ülkenin kötü kuralları elbette beni engelleyemez. Şükürler olsun ki bu tedbire karşı tedbir alabileceğimiz onlarca site ve teknoloji var. Ama kanunen yasak olmayan şeyler benim hakkım. Öyle ya da böyle kanunlara karşı gelinmesine karşı devletim bana yardımcı olmak zorunda. Baktığımızda “ya porno seyreder de başına bir şey gelirse”den önce “kanunen verilmiş haklarını korumalıyım” ile ilgilenmeli devletim.

Aksi takdirde benim devletim olmaktan çıkacak. Devletlerin varlık sebepleri bizim yararımızı gözetmek değil mi?

Değil mi?..

Ben bu anlamda porno hakkımı kullanmak istiyorum.

« Newer Posts

Powered by WordPress