
Milliyet gazetesi masumane bir haber yapmış ve bundan sonra internetten korsan müzik indirenin hattı kapatılacakmış. Haberin içinde bunu biz uydurmadık Sarkozy icat etti aslında, aman da ne güzel olmuş bunun yapıldığı Fransa’da albüm satışları patlamış sanatçılar zengin olmuy göklere çıkmış gibi “haberi yukarı çekici” unsurlar var. Milliyet ve ona bu demeci veren MÜ-YAP muhtemelen çok memnundur haberin çıkış şeklinden…
Ama atladıkları bir nokta var bu gazetenin ve haberi okuyup “bu ne lan” demesi gereken onlarca insanın:
Müzik yapımcılarının meslek birliği olan MÜ-YAP, yaptığı yazılım yatırımıyla korsan müzik indiren kullanıcıları görebiliyor. Kullanıcıların IP adreslerini gören MÜ-YAP herhangi bir yasal düzenleme olmadığı için korsan müzik indirmeye müdahale edemiyor. Ancak MÜ-YAP müdahale edememesine rağmen geçen yıl test amaçlı olarak 100 kişiye uyarı mektubu gönderdi. MÜ-YAP Başkanı Bülent Forta, “Şu an bizim koruduğumuz içerikleri indirenlerin çok büyük bölümünü görüyoruz. Türkiye’de ADSL kullanım gerekçesinin yüzde 70-80’ini yasadışı müzik, film ve oyun indirenler oluşturuyor. Kalan yüzde 20’lik kısmı ise şirketler kullanıyor” diyor. Forta’nın verdiği bilgiye göre Türkiye’de yaklaşık 6 milyon ADSL abonesi olduğu dikkate alındığında 4.5 milyon abonenin yasadışı müzik, film ve oyun indirdiği anlaşılıyor.
Aferin Milliyet. Bir de adamların yaptığı milyonlarca dolarlık yazılım yatırımını övmüşsün. Peki düşündün mü bu adamlar aslında ne yapıyorlar? Adamlar bizi dinliyorlar. Ne yaptığımızı görüyorlar. Servis sağlayıcılar, devletin kurumları da buna alet oluyor.
Ne yaptıklarını türkçeleştirelim isterseniz: Bu adamlar sizin girdiğiniz internet sitelerini, arkadaşlarınızla sevgililerinizle yazışmalarınızı, baktığınız resimleri, politik fikirlerinizi, banka hesap numaralarınızı, şifrelerinizi… Kısacası her şeyinizi görüyorlar. Aralarından eğer korsan müzik indirdiğinizi belirleyecek olurlarsa buna müdahale ediyorlar. Ama korsan müziğe gelinceye kadar tüm datalarınızı görüyorlar.
Başta gazete ve gazeteciler olmak üzere örneğin devletin resmi kurumları buna sesini çıkarmıyorsa bunun için hepimizin suç duyurusu yapmamız gerekiyor.
Benim bir prezervatif fabrikam olsa, oradan birkaç koli özel prezervatif çalınsa, benim bunu bulmak için herkesin yatak odasına girip sevişirken ne taktıklarını görme hakkım var mıdır?
Cevabınız evetse sizi hemen MÜ-YAP’a müdür ve denetçi yapalım.
Cevabınız hayırsa siz de birilerine çüş demesi gereken insanlar listesine giriyorsunuz.
Gençlerimiz uzun zamandır büyük bir tehlike altındaydı. Çünkü Metin2 diye bir oyunvardı. Bu ücretsiz oyun gençlerimizin geleceğini tehlike altına alıyor, onların hayatlarını karartıyordu.
Geçtiğimiz günlerde ülkemizin resmi kurumlarından bir açıklama geldi ve ülkemiz için internette kendine özel bir arama motoru yapmanın şart olduğu dile getirildi. Bunun kendi içinde mantıklı sebepleri vardı elbette. Kesinlikle bu ülkenin dış kaynaklara bağımlı olmaması gerekiyordu. Yani Allah korusun ABD ile bir savaşa girsek Google bize arama yaptırmazdı ve halimiz ne olurdu… Üstelik Google isimli güzide şirketle, ki kendisi arama motorunun kralı olur, site kapatma konusunda bu kadar cepreşirken ya günün birinde bu şirket tamam o zaman arama da yapmayın benimle derse… Bütün bunlar devletimizin ari menfaatlerini zedelemez mi? Milliyet’in internet sitesine girmek için Google’a milliyet yazıp gelen sonuca tıklayan ülke insanımız ne yapar sonra?
İnternet bir devler ligiydi. Türkiye’ye ilk geldiğinde o kadar sevinmiştik ki ilk defa bir konuyu gavurlar yapıp bitirmeden yakalayacağız diye… Onlarla neredeyse aynı anda başlayacaktık. Üstelik insanlık tarihinin en önemli icadıydı internet… O zamanlardaki çıkarımımız şuydu: Biz interneti dünyayla birlike geliştireceğiz, duvarları yıkacağız. Hem ülke gelişmişlik yoluna adımlar atacak hem de ekonomimiz bu işten giderek daha fazla büyüyen miktarda beslenecek. Bir de üstüne eğitim, bir de üstüne bacasız sanayi yüzünden yöresel kalkınma… Deymeyin keyfine. Ama sonuçta ne oldu hep beraber bakalım: Dünyayla aynı anda başladık ama biz Türkiye’den başladık. Başlarda hızımız olmadı, geniş bandımız olmadı. Sonra sahip çıkanımız olmadı. Sonra rekabetimiz olmadı, en sonunda alternatifimiz olmadı. Ha buna karşılık internet Mahir’imiz oldu. Kural koyucularımız oldu. Bilmeden sahip çıkanlarımız, batak para yatıranlarımız, buişten batanlarımız, milyar dolar edecek şirketleri paketleyip yabancı sermayeye kaskallayanlarımız oldu. Ama ne dersek diyelim başta hayal ettiklerimiz olmadı. Şimdi çevresel faktörlere de çok abanmamak lazım. Sanki bunlar olsaydı şimdinin gençleri ve sözde girişimcileri alıp yürüyecek miydi? Mesela sosyal medyada neyin bilgisini paylaştılar? Milyonlarca kişinin olduğu ortam için hangiiş modelini yarattılar? “Rakip ya da piyasanın itici gücü bunu yapıyor biz de yapalım”ın dışında ne oldu hayatlarımızda? Sonuçta biz artık devler liginin ön eleme takımlarından biri bile değiliz. Arkamızdan gelen, bizden onlarca sene geriden bu işe başlayan Doğu Cumhuriyetleri bile alıp yürümüşken biz okumuş birkaç çocuğun çok para kazandığı, halkının porno aradığı, hükümetinin arama motoru kapattığı bir ülkede debelenip duruyoruz. Devler ligini kaçırdık. Yerel ligde sahadakilerin kafasına pet şişe atarak idare ediyoruz.
Devrimleri bilirsiniz: Genelde şehirdeki okumuş insanların kafasında başlar, kademe kademe halka yayılır. Genellikle şehir temelli olmuştur bütün devrimler. Ama öyle bir devrim var ki… Fikren ve bedenen köyün içinden çıktı. FarmVille’den
Hepimiz şeytanız, hepimiz avukatız… Yazının ana fikri bu aslında. Nedenlerini anlamakiçin hemen içine bakalım.
Edebiyat tarihindeki baş yapıtlardan biri “Dorian Gray’in Portresi”dir. Oscar Wilde tarafından 1890 yılında yazılmıştır. Gerek konusu gerekse yazımıyla hem yazarın hem de döneminin en ilginç eserlerinden biridir.
Öncelikle şunu söyeyelim: Ülkemizde porno bu yılların, bu asrın ve hatta bu bin yılın olgusu değil. Binlerce yıldır bu topraklarda farklı medeniyetler ve imparatorluklarda vardı porno. Ben 70′li yıllardan seksenlerin sonuna kadar sinelalardan hatırlıyorum pornoyu. Sonra gizlice el altından satılan dergilerden, sonra poşet içinde satılan dergilerden, sonra yeni açılan televizyon kanallarından ve en sonunda da internetten.