e-turkiye

March 27, 2010

275′e 44 tarih yazmak

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 10:57

İnterneti daha yaşanır hale getiren, herkesin burayı geliştirmesini sağlayan, internetin öncesi ve ahiri nedir? Her medya ortamında olduğu gibi reklam. Tabii ki reklam.

Dünyada internetin başlamasıyla birlikte başlayan reklam çalışmaları, Türkiye’de kurumsal içeriğin ortaya çıkmasıyla kendini gösterdi. Ama hiç merak ettiniz mi ilk reklamlar nerede çıktı? Bunları kim verdi? Nereye verdi?

Yıl 1997. Şubat ayları. Milliyet gazetesi içinde kurumsallaşma çalışmaları hızla ilerliyor. O zamanlarda bankalarda inanılmaz bir yazılım patlaması yaşanıyor. Kurumsal yazılımlarda o zamanın tartışılmaz lideri IBM’in LOTUS isimli yazılımı. Daha güvenli, daha oturaklı, daha hızlı, daha şekilli. Her şeyin dahası. Bankalar 1995 krizinden yeni çıkmışlar, 2000 sonunda büyük kriz olacağından habersizler. Bu yazılımı kiloyla alıyorlar. Ama henüz gazeteler için çok erken. Ama gazetelerin IT departmanları bu ürünü denemek de istiyor. Öyle bir paketle iki paketle de denenecek bir şey değil. Birkaç alım yapmak gerekiyor ama gazetelerin de durumu her zaman olduğu gibi çok iyi değil. Maceraperest IT yatırımı zor gözüküyor.

O yıllarda Milliyet Gazetesi’nin internet sitesini yönetiyordum. Güzel bir öneri geldi daha sonra (o yılın sonunda) karım olacak akıllı hanımefendiden: Sizin siteye tanıtıcı banner verelim. “Bunun karşılığında IT departmanınıza 50 bin dolarlık ürün sağlayalım.” Fikir güzel. Bütün dünyada görüyoruz banner olayını. Animasyonlu banner yapmayı da biliyoruz ard arda gifler koyarak. Neden olmasın? Peki nasıl yapacağız? Bir süre dursun. Ne kadar? Mesela bir ay…

Şimdi dinamik yapılsa sayaç konsa, kod yazılsa höt zöt şeklinde akıl yürütecek aklıevveller gelmeden önce söyleyeyim: Sene 1997. Milliyet internet sitesi kurulalı 4 ay olmuş. Biz notepad üstünden kodları elle yazıp yazıları gömerek internret sitesi yapıyoruz. Beher HTML dosyası teker teker elle oluşturuluyor. Daha Homesite isimli işimizi kolaylaştırması gereken programın kısa yollarını bile öğrenememişiz. O kadar erken ki her şey için… Bunun için dedik ki bir süre, mesela bir ay dursun bu banner. Tıklayan tıkladığı kadar bakar… Bu adresten de görebileceğiniz gibi sitenin en tepesine ana logonun yanına elle olarak yerleştirdik.

o zamanlarda oturmuş banner boyutları yoktu. Olsa da bizim yerimiz belliydi ve oraya onu öyle girecektik. Milliyet bir sonraki reklamı hangi taripte aldı bilmiyorum. Çok umurumda da değil. Ama biz 275 X 44 boyutlarında tarih yazdık.

O zaman bunun tarihi bir eser olacağını bilmiyorduk. Gerçekten de oldu.

Aradan yıllar geçti. Bu yıllar içinde reklam aldım, reklam verdim. Siteler kurdum siteler yönettim. Türkiye’nin çok güzel insanlarıyla, en büyük patronlarıyla çalıştım. Doğan şirketler gördüm ve batanları. Sarfedilen milyonlarca doları, etkinlik diye yutturulan sosyal safsataları… Büyük şirketler doğuranları, büyük yazılar yazanları, küçük kalmayı seçenleri, şarlatanları…

Hiçbir gün o günler gibi olmadı…

March 7, 2010

Kişilik hakları çöpe!..

Filed under: Dünyadaki Yanlışlar — admin @ 15:44

Gavurlar her konuda bizden iyiler. İyi şeylerde de kötü şeylerde de. Geçtiğimiz günlerde Associated Press haber ajansı, dünyanın en ilginç haberlerinden birini geçti: İngiltere’de 2.6 milyon mikroçip, Londra sathındaki bütün evlerdeki çöp kutularına yerleştirilecekmiş. Birisi çöpe bir şey attığı zaman çöp kutusu onu tanıyacakmış. Böylece çöp “yaratan” kişi, diğerlerine göre daha fazla çöp vergisi verecekmiş.

Buraya kadar güzel hatta bazı şuursuz çevreciler bunun ne kadar güzel olacağını, böylece geri dönüşümde yepyeni ufuklar açılacağını dile getiriyor. Deyin ki öyle…

Ancak bazı kaynaklar bu çiplerin İngiliz haber alma ağının çok önemli bir parçası olduğunu belirtiyor. Bu sayede evde kaç kişinin bulunduğu, evde ne zamanlar oturulduğu gibi çok değerli bilgilere anında ulaşabilecek devlet.

Haydi olayın içinde büyük biraderin olmadığını varsayalım. Ülkenin bu noktada kurmaya çalıştığı sistem kullandıkça öde gibi attıkça öde. Tabii ki büyük ve çok çöp yaratan aileler bundan nefret ediyorlar. bu sistemi çalıştırmayacakları gün gibi aşikar.

Devletlerin yaptığı yanlışların Türk’ü İngiliz’i Amerikan’ı yok. Herkes bir şekilde yanlış yapabiliyor. Mesela zorlayıcı bir şekilde bu çipler ailelerin boğazından içeri itileceğine özendirici uygulamalar sunulabilirdi. Belki o zaman bu kadar kişilik hakkı sorgulayan da kalmazdı.

Yetkililer konu hakkında bunun zorlayıcı değil gönüllü olduğunu söylüyorlar. Sonrasında da her zamanki sihirli sözlerini söylüyorlar: “Terörizme karşı atılması gereken adımların en önemlilerinden biri olabilir bu hazırlık”… Eğer terörizm olmasa bu devletler ne yapacakmış?

Belki de teröristlersalabilecekleri en büyük korkuyu saldılar daha yapacak bir işleri kalmadı. Artık emekli olabilirler.

Powered by WordPress