e-turkiye

July 18, 2010

İnternet yasaklarına karşı yürüyüşün basın analizi

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 22:41

17 Temmuz günü yapılan İnternet Yasaklarına Karşı Yürüyüş, 18 Temmuz’da 6 farklı gazetede orta ve küçük boyutlarda haber oldu. Haberlerin çıkış sayıları ve bunların genel sebepleri konusunda ufak bir analiz yapmaya çalıştım. Umarım bu ve bundan sonraki etkinliklerde herkesin işini görür…

  1. Haberin oluşma saati ne yazık ki haberlerin tüm Türkiye gazetelerine girmesini sağlamaktan uzaktı. Saat 17:00′de başlayan yürüyüş doğal olarak İstanbul dışı baskıları kaçırdı. Gazetelere bu saatte girmesi bile mucize sayılır.
  2. Ajanslar haberi geniş ve kapsamlı olarak geçemedi.
  3. Gazeteler görüş olarak ikiye bölündü. İktidara karşı atılan sloganlar ve açık hedef haline getirmek, basının bir kesimini haberi kullanmamaya itti. Böylece toplumun bir kesimi ihtiyaç duyduğu halde mesajlara ulaşamadı.
  4. Resimler genellikle birbirinin aynıydı. Böylesi etkinliklerde daha farklı kareler organize edilebilir, üst katlardan kalabalığı gösteren karelerin kullanılması sağlanabilirdi. 1.000 kişinin katılımı olduğu söylense de her karede ortalama 15 kişiden öteye gidemedi görseller.
  5. Basının ilgi gösterebileceği kanaat önderleri ve/veya tanınmış şahsiyetler kullanılabilmiş olsaydı farklı basın organlarının konuya ilgi göstermesi sağlanabilir, haberin gazetedeki mürekkep payı artabilirdi. Yürüyüşün entelektüel yapısını ezmemesi için bunun yapılmamış olması öngörülebilir ama bazı şeylerin daha iyi çıkması için bir takım mesajlardan feragat edilebilirdi.
  6. Başlığa çıkması için önemli bir slogan seçilebilir ve onun üstüne oynanabilirdi. Gazetelerle yürüyüş içinden bir sözcünün röportaj yapması, röportaj yapan kişinin de basında bilinen biri olması konuyu daha yukarı çekebilirdi.

Bu söylenenlerin tamamına yakını hipotetik şeyler. Öyle olabilirdi, ama olmayabilirdi de. Ama bu 6 maddeden üçünün farklı yapılması haber sayısını da daha yukarı çekebilecek nitelikte olurdu.

İnternet yasaklarına yönelik yürüyüş analizi

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 22:39

Bu yazı internet yasaklarına, sansüre karşı Taksim’de planlanan yürüyüşten önce, bu konuda herhangi bir fikre sahip olmadan, bilimsel temellere dayanmadan, bu yürüyüşü övmek ya da yermek amacı taşımadan, yanında, içinde ya da karşısında olmadan yazılmış bir “deneme”dir.

Bu yürüyüş bir sosyal aktivitedir. Belli kesimlerin kafasındaki belli düşünceleri değiştirmek, algıda farklılık yaratmak, dolayısıyla bir kesimin davranışlarında değişiklik sağlamak için organize edildiği varsayılmaktadır. O zaman aşağıdaki sorulara ecvap verilmelidir:

Türkiye’de sansür olduğu konusunda herkes hemfikir midir? Yani toplumun belli bir kesimi, medyası ve sosyal medyasının önde gelenleriyle aslında sansür yok yanlış hareket eden bir şirketin cezalandırılması olarak mı görmektedir bunu? Eğer öyleyse bu hareketten sonra herkes hemfikir olmaya başlayacak mıdır? Bir uyanış sağlanacak mıdır?

Bu yürüyüş riskli midir? Yani yürüyüş sırasında atılacak bir “yanlış” slogan insanların mevcut algısını değiştirip bu hareketi başlatan kişilerifarklı bir noktaya getirecek, olumlu olması muhtemel düşünceleri riskli olmaya doğru yöneltebilecek midir? Yürüyüşü tertipleyenler, yürüyüşü yapacaklar, aralarına girecek provokatörleri aradan çıkaracak, yanlış sloganları ortadan kaldıracak kadar bilgi birikimine sahipler midir, yetenekli midirler?

Algı değişiminde hedef alınan kitle kimdir? Basın mıdır? Mahkemeler midir? Bakanlar kurulu mudur? Başbakan mıdır? Konuya karşı katolik düşüncelere sahip kitle midir? Uyandırılması gereken halk mıdır? Yürüyüş aslında bir yerden bir yere doğru yapılmaz, bir şeye veya birine “karşı” yapılır. Karşı durulabilecek bir oluşum var mıdır ve daha önce sorulan sorularda belirtildiği gibi bu kitlede algı farklılaşması yaratılabilecek midir?

Ses duyurmak için yapılan bu aktivitede medya organlarında ertesi gün görülmesi planlanan mesaj nedir? Türkiye’de sansür var mıdır? Halk sansüre karşı mıdır? Bu yönetim sistemiyle bu iş yürümez midir? Bu hukuk sistemiyle bu iş yürümez midir? Bu insanlarla bu iş olmaz mıdır? Ya da bunların hepsi midir? Açıkça söylemek gerekirse halkın anlayabileceği, medyanın verebileceği mesaj sayısı bir, bilemediniz ikidir. Daha fazlasının verilebileceğini düşünmek çok yanlış olacaktır.

Bu konunun sahipleri kimdir? Bir başka türlü soralım soruyu: Konunun sarpasarması durumunda oluşacak sorumluluğu kim üstlenecekir? Bu toplantıyı düzenleyenler mi? Sivil toplum örgütleri mi? Muhalefet partileri mi?

Bu soruları sorduktan sonra bana gelmesi muhtemel soruyu da ben kendi kendime sorayım: O zaman bu yürüyüş yapılmasın mı? Hangi yürüyüş için bo soruların cevaplarının tamamı düşünülmüş veya sonuca bağlanmıştır ki? Bunun bir risk analizi, şu kadar sorular cevaplanınca yüzde XX’i geçince yürüyüş yapılsın yoksa yapılmasın gibi bir kural var mıdır?

Yarın bu toplantının çıktılarıyla birlikte bu soruların ne kadarına cevap bulunabildiğini birlikte analiz edelim. BU sefer biraz daha bilimsel olabileceğimizi varsayıyorum.

Yasak yere girebiliyor olmak suç mudur?

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 22:38

Youtube yasaklarıyla ilgili kafaları kurcalaması gereken birkaç küçük soru:

  1. Bir şeyi yapmayı yasakladıktan sonra ona erişimi engellemek devletin görevi midir? (mesela adam öldürmek yasaksa tabanca almak imkansız hale getirilmeli midir?)
  2. Bir şeyi yapmayı yasakladıktan sonra devletin tüm imkanlarını kullanmaması, insanların bu yasağı delecek yeterliliğe sahip olması devletin ihmali yüzünden insanların cezasını düşürür mü?
  3. Kamu hizmeti veren bir kurumda bir hizmetin ayıplı olması, o kurumun tüm hizmetlerinin yasaklanmasını meşrulaştırır mı?
  4. Bir mükellefin vergi borcu varsa, o mükellefin (örneğin) yazdığı kitap bu mesele yüzünden yasaklanabilir mi?
  5. Varsayalım bir siteye engelleme var. Varsayalım o yasağı getiren ülkenin en kıdemli mülki amiri bu yasağı delebildiğini söylüyor. Kanunlar nezdinde bu beyan suça teşvik anlamına gelir mi? Yoksa sadece vay be mülki amire bak deyip geçebileceğimiz bir övünme cümlesi olarak mı kalır?
  6. Örneğin ben bir şirket kurdum, yurt dışından tükenmez kalem getirip satıyorum. Tükenmez kalemi üreten Çinli huag jiong şöng firmasının burada ofis açması zorunlu mu?
  7. Diyelim ki bir internet sitesi var ve nizami bir biçimde porno içerik satışı yapıyor. Kredi kartıyla giriliyor, girenler ben 18′in üstündeyim beyanında bulunuyor. Bu siteyi nasıl ve hangi şartlar dahilinde kapatabilirsiniz? Porno materyel gösterimi yapmak sınırı çizilmiş şartlar dahilinde kanuni bir hak değil midir? Bunları kapatmak bu anlamda suç değil midir?
  8. Bu anlamda bakıldığında genelev işletmek bir suç mudur? Kapatılmayı hakeder mi?
  9. Bir kurumun içinde suç unsuru oluşturabilecek bir materyele bizim erişemiyor olmamız, bu kurumun suçunu ortadan kaldırır mı?
  10. Bir kurumun suç unsuru içeren bir materyeli bir süre barındırmış olması, ardından onu ortadan kaldırması onun suçunu tamamen ortadan kaldırır mı? Bir başka deyişle hiç suç unsuru barındırmamış bir kurumla suç unsuru barındırıp bunu kaldırmış olan iki kurum hukuk gözünde aynı mı olmalıdır?

Google’ın sorunu dünyanın büyük olması

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 22:35

Google yakında kapıyı kilitleyip dükkanı kapatırsa sakın şaşırmayın. Türkiye’de bir dava, Afganistan’da bir dava. Çin’de bir dava. Avustralya’da bir dava. İş mi yapsın davalara mı baksın bilemez pozisyona geldi. Yakında dünyanın en büyük arama motoru ve avukatlık şirketi haline dönüşebilir.

(more…)

Sansürlü bir hafta sonunun basın anatomisi

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 22:32

3 Haziran 2010 Perşembe günü internet dünyası Google’ın bazı hizmetlerinin çalışmamasıyla çalkalandı. Rivayet oydu ki devletimiz, TİB kanalıyla internete yeni bir dalga sansür daha getirmişti. Youtube olayının arkasından bu kabul edilemezdi. Buna karşı bir an önce önlem alınmalıydı.

Cuma günü Yeni Şafak Gazetesi konuyla ilgili hayata geçirilen Anadolu Ajansı kaynaklı Google’a Erişim Yasağı başlıklı haberde “Google’a erişim yasağı Telekomünikasyon iletişim Başkanlığının (TİB) kararıyla Google’a ait bazı IP’lere (internet Protocol Address), “hukuksal nedenlerden dolayı” erişimin engelleneceği öğrenildi” dendi. Hemen ertesi gün olayın boyutları biraz daha belli olunca Yeni Şafak kendi haberini “‘Google engellenmedi Youtube IP’leri güncellendi” şeklinde düzeltti. (more…)

May 18, 2010

Abdullah Gül Twitter’da ne arıyor?

Filed under: Bu ülkeden — admin @ 09:08

Başlık yanlış anlaşılmaya müsait: Abdullah Gül‘ün ne işi var Twitter’da otursun oturduğu yerde anlamı çıkmasın buradan. Söylenmek istenen şu: Yapılan her hareket belli bir sonucu hedeflediğine göre, ülkenin koca Cumhurbaşkanı sebepsiz bir hareket yapmayacağına göre acaba neyi hedefliyor buraya girmekle gibi bir sorunun cevabını bulmayı hedefliyorum bu yazıyı hayata geçirerek.

Ülkenin Cumhurbaşkanı, göreli olarak yaptığı iş en az anlaşılan devlet memurlarından biridir. İcraat ile birebir ilişkisi pek yoktur. Onay verir, güzellikler yapar. Güzel şeyler söyler. Ülkeyi bir arada tutan bir çimento işlevi görür. Partiler, görüşler, bakış açıları üstü bir varlıktır. Özünde Cumhurbaşkanı makamı güzel insanların makamıdır.

Bizim Cumhurbaşkanı muadilleri başka ülkelerde böyle değildir. ABD’deki başkanla, Fransa’daki başkanla hele hele Güney Amerika ülkelerindeki başkanlarla uzaktan yakından alakası yoktur. Olmasa olur mu sorusunun yanıtını siyaset bilimcilere bırakıyorum. Ama muhtemelen Atatürk’ün ardından bu makam olması gerektiği şekilde doldurulamamıştır.

Abdullah Gül, ülkenin taraflı tarafsız insanları tarafından sevilen bir kişiliğidir. Güzel işler yapmıştır zamanında ve koltuğa gelirken kimse konjoktürel bakış açısıyla o olmasın da şu olsun dememiştir. Bakıldığında teknoloji konferanslarında konuşan, Bilişim Fuarı ve Türkiye Bilişim Derneği etkinliklerine hamilik yapmış bir yöneticidir. Bu ülkenin başbakanı fuar açılışları yapmak yerine askeri okulları ziyaret ederken onun bu yaptıkları takdire şayandır.

Kendisi Twitter üstünde bir hesap açtı. Neden açtı? Chavez açtığı için cevabı çok şık değil. Ama konuyla alakasız da değil. Peki buradan sesini kime duyuracak? Yazının yazıldığı anlarda 2.200 takipçisi vardı. Bu sayı katlayarak artacaktır. Peki Gül kendini takip eden bu 2.200 şanslı kişiye ne sunuyor? Birkaç örnek verelim: Adnan Menderes’in doğduğu yere gitmiş, İnternet medyasını kabul etmiş. İran eski dışişleri bakanıyla konuşmuş. Aydın belediye başkanlığına gitmiş.

Bunların hepsi Cumhurbaşkanlığı sitesinden de takip edebileceğiniz şeyler. Gazetelere haber olmayacak konular. Siz hiç Cumhurbaşkanı efeler diyarı Aydın’ı ziyaret etti gibi bir haber gördünüz mü gazetede? Görseniz altını okur musunuz? Okusanız bunu yakınlarınıza haber olarak iletmek ister misiniz? Yok canım.

Görünen o ki biraz trend takip etmek, biraz vay canına dedirtmek, biraz teknolojik imajını kuvvetlendirmek. Peki ne olmalıydı? Acaba bizi okur mu? Okumasa da benim daha çok takipçim var. Belki reklamı da olur.

  1. Abdullah Gül, sosyal medyayı konvansiyonel basın ortamı olarak görmeyi bırakmalıdır
  2. Abdulah Gül sosyal medyada her yerde söylemediği şeyleri söylemeye başlamalıdır, takipçileriyle duygusal bağ kurmalıdır
  3. Oportünist bir bakış açısıyla burada söylediklerinden haber çıkmasını sağlamalıdır. Kendine örnek olarak Fenerbahçeli Alex’in sitesinde söylediklerini örnek alabilir.
  4. Abdullah Gül kendini yorumlara açmalıdır. Eğer gerçekten sanal ortamda varlığını hissettirmek istiyorsa birinin verdiği bir yoruma cevap vermelidir.
  5. Mevcut yazıları kalem müdürü tarafından yazılmış gibi duruyor. Bir noktada kendi cümellerini kullansa kitleleri peşinden sürükleyebilecek bir “hype” yaratabilir.
  6. Burada gezi programını vermek yerine bunların arka plan sebeplerini anlatmayı deneyebilir.
  7. Koca Cumhurbaşkanı’nın 2.200 kişiye hitabetmesi sakil duruyor. Gazeteci sohbetlerinde adresini verse, orada yazdığı bir girdiye gönderme yapsa takipçileri patlama yapar.
  8. Şu anda hayatının gölgede kalmış tarafı, aile hayatına göndermeler yapsa (genel iletişimi için ne kadar doğru olur tartışılır) yine bu alandaki bir numaralı şahsiyet olur.
  9. Bir de şu Twitter ismini değiştirse… http://twitter.com/cbabdullahgul ismi gerçekten çok acemice duruyor. O kadar da değil. Bilmeyen birinin bu hesaba erişmeye çalışması arayarak imkansız gibi duruyor.
  10. Kendi adına açılmış sahte hesaplara ne kadar hazırlıklı konusunu dikkate aldı mı acaba… Bunu bilmek gerekiyor.
  11. Twitter tek taraflı bir iletişim ortamı değil. Orada takipçisi olacağı kişi seçimiyle ülkede yepyeni bir akım yaratabilir. Adından çok söz ettirebilir. Kendi hesabıyla Obama’ya bir yorum girmesi tüm dünyayı sarsan bir etki yaratabilir.

March 27, 2010

275′e 44 tarih yazmak

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 10:57

İnterneti daha yaşanır hale getiren, herkesin burayı geliştirmesini sağlayan, internetin öncesi ve ahiri nedir? Her medya ortamında olduğu gibi reklam. Tabii ki reklam.

Dünyada internetin başlamasıyla birlikte başlayan reklam çalışmaları, Türkiye’de kurumsal içeriğin ortaya çıkmasıyla kendini gösterdi. Ama hiç merak ettiniz mi ilk reklamlar nerede çıktı? Bunları kim verdi? Nereye verdi?

Yıl 1997. Şubat ayları. Milliyet gazetesi içinde kurumsallaşma çalışmaları hızla ilerliyor. O zamanlarda bankalarda inanılmaz bir yazılım patlaması yaşanıyor. Kurumsal yazılımlarda o zamanın tartışılmaz lideri IBM’in LOTUS isimli yazılımı. Daha güvenli, daha oturaklı, daha hızlı, daha şekilli. Her şeyin dahası. Bankalar 1995 krizinden yeni çıkmışlar, 2000 sonunda büyük kriz olacağından habersizler. Bu yazılımı kiloyla alıyorlar. Ama henüz gazeteler için çok erken. Ama gazetelerin IT departmanları bu ürünü denemek de istiyor. Öyle bir paketle iki paketle de denenecek bir şey değil. Birkaç alım yapmak gerekiyor ama gazetelerin de durumu her zaman olduğu gibi çok iyi değil. Maceraperest IT yatırımı zor gözüküyor.

O yıllarda Milliyet Gazetesi’nin internet sitesini yönetiyordum. Güzel bir öneri geldi daha sonra (o yılın sonunda) karım olacak akıllı hanımefendiden: Sizin siteye tanıtıcı banner verelim. “Bunun karşılığında IT departmanınıza 50 bin dolarlık ürün sağlayalım.” Fikir güzel. Bütün dünyada görüyoruz banner olayını. Animasyonlu banner yapmayı da biliyoruz ard arda gifler koyarak. Neden olmasın? Peki nasıl yapacağız? Bir süre dursun. Ne kadar? Mesela bir ay…

Şimdi dinamik yapılsa sayaç konsa, kod yazılsa höt zöt şeklinde akıl yürütecek aklıevveller gelmeden önce söyleyeyim: Sene 1997. Milliyet internet sitesi kurulalı 4 ay olmuş. Biz notepad üstünden kodları elle yazıp yazıları gömerek internret sitesi yapıyoruz. Beher HTML dosyası teker teker elle oluşturuluyor. Daha Homesite isimli işimizi kolaylaştırması gereken programın kısa yollarını bile öğrenememişiz. O kadar erken ki her şey için… Bunun için dedik ki bir süre, mesela bir ay dursun bu banner. Tıklayan tıkladığı kadar bakar… Bu adresten de görebileceğiniz gibi sitenin en tepesine ana logonun yanına elle olarak yerleştirdik.

o zamanlarda oturmuş banner boyutları yoktu. Olsa da bizim yerimiz belliydi ve oraya onu öyle girecektik. Milliyet bir sonraki reklamı hangi taripte aldı bilmiyorum. Çok umurumda da değil. Ama biz 275 X 44 boyutlarında tarih yazdık.

O zaman bunun tarihi bir eser olacağını bilmiyorduk. Gerçekten de oldu.

Aradan yıllar geçti. Bu yıllar içinde reklam aldım, reklam verdim. Siteler kurdum siteler yönettim. Türkiye’nin çok güzel insanlarıyla, en büyük patronlarıyla çalıştım. Doğan şirketler gördüm ve batanları. Sarfedilen milyonlarca doları, etkinlik diye yutturulan sosyal safsataları… Büyük şirketler doğuranları, büyük yazılar yazanları, küçük kalmayı seçenleri, şarlatanları…

Hiçbir gün o günler gibi olmadı…

March 7, 2010

Kişilik hakları çöpe!..

Filed under: Dünyadaki Yanlışlar — admin @ 15:44

Gavurlar her konuda bizden iyiler. İyi şeylerde de kötü şeylerde de. Geçtiğimiz günlerde Associated Press haber ajansı, dünyanın en ilginç haberlerinden birini geçti: İngiltere’de 2.6 milyon mikroçip, Londra sathındaki bütün evlerdeki çöp kutularına yerleştirilecekmiş. Birisi çöpe bir şey attığı zaman çöp kutusu onu tanıyacakmış. Böylece çöp “yaratan” kişi, diğerlerine göre daha fazla çöp vergisi verecekmiş.

Buraya kadar güzel hatta bazı şuursuz çevreciler bunun ne kadar güzel olacağını, böylece geri dönüşümde yepyeni ufuklar açılacağını dile getiriyor. Deyin ki öyle…

Ancak bazı kaynaklar bu çiplerin İngiliz haber alma ağının çok önemli bir parçası olduğunu belirtiyor. Bu sayede evde kaç kişinin bulunduğu, evde ne zamanlar oturulduğu gibi çok değerli bilgilere anında ulaşabilecek devlet.

Haydi olayın içinde büyük biraderin olmadığını varsayalım. Ülkenin bu noktada kurmaya çalıştığı sistem kullandıkça öde gibi attıkça öde. Tabii ki büyük ve çok çöp yaratan aileler bundan nefret ediyorlar. bu sistemi çalıştırmayacakları gün gibi aşikar.

Devletlerin yaptığı yanlışların Türk’ü İngiliz’i Amerikan’ı yok. Herkes bir şekilde yanlış yapabiliyor. Mesela zorlayıcı bir şekilde bu çipler ailelerin boğazından içeri itileceğine özendirici uygulamalar sunulabilirdi. Belki o zaman bu kadar kişilik hakkı sorgulayan da kalmazdı.

Yetkililer konu hakkında bunun zorlayıcı değil gönüllü olduğunu söylüyorlar. Sonrasında da her zamanki sihirli sözlerini söylüyorlar: “Terörizme karşı atılması gereken adımların en önemlilerinden biri olabilir bu hazırlık”… Eğer terörizm olmasa bu devletler ne yapacakmış?

Belki de teröristlersalabilecekleri en büyük korkuyu saldılar daha yapacak bir işleri kalmadı. Artık emekli olabilirler.

February 4, 2010

Dünya internetindeki yerimiz…

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 23:22

Selçuk Erdem, popun kralı, karikatürünü internette paylaşınca… Alın bunu istediğiniz gibi sitelerinize koyun deyince (lan!)… İşin içinde telefon direkleri olunca… Aklım fikrim internette olunca… Niye bu internet böyle ulan deyince… Bir anda aklıma bu karikatürün üstüne bu başlığı koymak geldi.

Selçuk abi beni mahkemeye verince fikrim değişebilir…

Google birinci sayfadan tatile çıkmak

Filed under: Koyunlar Ülkesi — admin @ 22:55

İlk arama motorları çıktığında “ne işe yarayacak lan bu” diyenler vardı. Çünkü o zamanlar zaten birkaç tane internet sitesi vardı, onların da adresini biliyorduk zaten. İlk arama motorları da sadece gavur sitelerini arıyordu. Hatta içinde Türkçe karakter geçen sonuçları bile doğru dürüst geçiremiyorlardı.

Sonra gençler bir araya gelip güzelim arama motorları icat ettiler. Arama motorlarının birinci sayfasında geçmek için SEO gibi bir kavram günlük yaşamımıza sunuldu. “Ne işe yarayacak lan bu” diyenler oldu çünkü bir şeyin birinci sayfasında çıkmamızla sonuncu sayfasında çıkmamız arasında bir fark olmayacaktı. Adam gibi arayan herkes eğer malınız düzgünse sizi bulacaklardı. Üstelik içinde bulunduğunuz iş dalı için çadır siteler vardı. İnsanlar bu sitelerden sizi görmek yerine ne idüğü belirsiz internet sitelerine mi gireceklerdi?..

Bu tezlerin doğru olmadığını kanıtlamak için tatilimizi riske atmaya karar verdik ailecek. Bir yere gitmek istiyorduk ama oranın ne olacağı konusunda bir fikrimiz yoktu. O bölgeye daha önce gitmiştik ama risksiz bir tatil için oranın en büyük otelinde dünya kadar para vererek kalmıştık. Ama şimdi daha ucuzu daha enteresan olanı denemek istiyorduk.

Bunun için niyet ettik Maşukiye’ye gitmeye, uyduk hazır olan Google’a… Google’a girip Maşukiye yazdık. Birinci sırada orayı anlatan bir internet sitesi çıktı karşımıza. Ne kadar güzel bir yer olduğunu bir kez daha gördük ve sevindik. İkinci sırada Maşukiye Butik Otel diye bir otel bulduk. Tıkladık üstüne, girdik iletişim bilgilerine. Fiyatını sorup ikinci bir soru sormadan daldık rezervasyona. Maşukiye’ye indiğimizde üçüncü sıradaki Cansu isimli bir güzel mekanda yedik yemeklerimizi. Şu ana kadar yaşadığımız en güzel tatillerden birini yaşayıp evimize döndük.

Google birinci sayfa bence bizden daha çok komisyon almak isteyen turizm acentelerinden de, arkadaşının otelini satmak isteyen arkadaşlardan da daha delikanlıydı. Söylediği hiçbir şey yanlış çıkmadı. Üstelik orada bizim kaldığımız butik otelden on kat daha pahalı, bin kat fazla yatırım yapmış oteli de yukarı çıkarmadı. Zaten o otelin sağ tarafta reklamı vardı. Belliydi oranın gelir ve gider düzeyi. Aferin lan Google dedim bir kat daha sevdim onu.

Butik otel yaklaşık on odalı, ufacık tefecik ama tertemiz bir oteldi. Sahibiyle konuştuğumda bir zamanlar birkaç bin dolarlık reklam verdiğini, gazetelere çıktığını söyledi. Biraz kendi keyfini yaşayan bir iş adamıydı sahibi. Siteyi orada bir webmastera vermişti. Eni konu fotoğraflar, güncel haberlerle doluydu site. Günde 350 – 400 arası ziyaretçi geliyor yeter bize dedi sahibi. 10 oda için bizim orada bezdiğimiz saat dilimlerinde onlarca farklı insan aradı. Küçük bir otel için o kadar fazlaydı ki bu rakam, sahibi artık belli gün sayısının altında ziyaretçi kabul etmiyordu, fiyat konusunda pazarlığın önünden geçmiyordu. Bu yüzden de pırıl pırıldı otel, şeker gibi insanlara hizmet veriyordu.

Aynı şekilde orada yemek yediğimiz restoran sahibi interneti çok seviyordu. “Maşukiye yazan herkes bizi bilir” diyordu. Gerçekten de orada yediğim yemeğin fotoğrafını çekip internete attığımda bir kişi “aa Cansu orası” dedi ve tanıdı. Bu bana yeterdi.

Ama şuna tam emin olamıyorum acaba arama motoru her zaman Maşukiye’yi bildiği kadar bilecek mi her şeyi… Bu doğrulukta ve delikanlılıkta söyleyecek mi her şeyi? Paraya bulaşır mı işler ve parayı basan kötü ve pahalı otel beni müşteri yapmayı becerir mi?..

Şimdilik tatillerime Google birinci sayfa karar verecek. Sonrasına sonra beraberce bakalım…

Older Posts »

Powered by WordPress